Kapıdan içeri giren herkesin ilk sorduğu soruyla başlayalım: “Maride ne demek?” Aslında bu isim, bizim için bir markadan çok daha fazlası. “Maride”, eski kaynaklara göre M.S. 4. yüzyıl civarında Mardin’e verilen isim. Sevil’in doğduğu topraklara duyduğu bağlılığın, geçmişine olan saygısının bir yansıması. Ama hikâye sadece bir isimden ibaret değil; bir yaşam biçiminin, bir cesaretin ve bir dönüşümün hikâyesi.
Bizim yolculuğumuz İstanbul’da başladı. Yıllarca büyük şehrin temposunda çalıştık. Akın, elektronik güvenlik sektöründe kendi işini kurmuş, yoğun tempoda çalışan bir mühendis; Sevil ise doğal ve organik ürünler üzerine çalışan, üretmeyi seven bir girişimciydi. Hayatımız düzenliydi, işlerimiz yolundaydı ama içimizde hep başka bir yaşamın hayali vardı.
Sonra bir gün, aslında çok da planlı olmayan bir karar her şeyi değiştirdi. Bir tatil, bir sohbet ve “Neden burada yaşamıyoruz?” sorusu… Cevabı düşündükçe netleşti. İstanbul’a döndüğümüzde artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Bodrum’a taşınma kararımız hızlı ama bilinçliydi. En büyük motivasyonumuz ise kızımızın daha sağlıklı bir ortamda büyümesini istememizdi. Temiz hava, daha sakin bir hayat ve doğaya yakınlık… Bunlar bizim için lüks değil, ihtiyaçtı. Taşındık ama her şey bir anda değişmedi. Akın uzun yıllar İstanbul’a gidip gelmeye devam etti. İşlerimizi kapatmak, düzen kurmak zaman aldı. Ama içimizdeki o “yeni hayat” fikri hiç sönmedi.
Peki Maride nasıl doğdu?
Aslında her şey çok küçük bir fikirle başladı. Bodrum mandalinası… Bir gün bir dergide mandalinalı tarifler gördük ve şunu düşündük: “Bodrum’un bu kadar değerli bir ürünü var ama neden bu kadar az kullanılıyor?” İşte o an, Maride’nin ilk tohumu atıldı.
Başlangıç hayalimiz çok küçüktü. Belki birkaç masası olan, sade, samimi bir yer… Ama zamanla anladık ki biz sadece bir kafe açmak istemiyoruz. Biz, kendi yaşam tarzımızı paylaşmak istiyoruz.
2016 yılında kapılarımızı açtığımızda menümüzde sadece birkaç ürün vardı. Cheesecake, panna cotta ve mandalina… Ama bir şeyden emindik: Ne yaparsak yapalım, katkısız, doğal ve içimize sinen ürünler yapacaktık. Çünkü biz evimizde ne yiyorsak, misafirlerimize de onu sunmak istedik.
Bugün hâlâ aynı anlayışla devam ediyoruz. Maride’de dondurulmuş ürün yok. Hazır sos yok. Kısa yollar yok. Her şey mutfağımızda, kendi reçetelerimizle hazırlanıyor.
Akın’ın mühendislik geçmişi, mutfakta bambaşka bir disipline dönüştü. Ölçü, denge, deneme… Her ürün aslında uzun bir çalışmanın sonucu. Kruvasanlarımız, ekşi mayalı ekmeklerimiz, tatlılarımız… Hepsi defalarca denenerek bugünkü haline geldi. Sevil ise işin kalbi. Misafirlerle kurulan bağ, samimiyet, o “evdeymiş gibi hissetme” hali… Maride’yi Maride yapan en önemli şeylerden biri bu.
Zamanla menümüz büyüdü. Kruvasanlar eklendi, kahvaltılar şekillendi, glutensiz ve şekersiz ürünler ortaya çıktı. Çünkü biz de değiştik, öğrendik, araştırdık. Sağlıklı beslenme bizim için bir trend değil, yaşam biçimi oldu.
Özellikle Bodrum mandalinası bizim için hâlâ çok özel. Onu sadece bir meyve olarak değil, bu coğrafyanın bir değeri olarak görüyoruz. Cheesecake’imizde, tatlılarımızda onu yaşatmaya devam ediyoruz.
Ve iyi ki gelmişiz.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, en büyük mutluluğumuz kurduğumuz bu bağ. Kapıdan giren birçok kişi artık misafir değil, dostumuz. Her gün aynı heyecanla “hoş geldiniz” demeye devam ediyoruz.
Maride, bizim için sadece bir kafe değil. Bir yaşam seçimi. Bir hayalin gerçeğe dönüşmüş hali. Ve en önemlisi, paylaşmanın en güzel yolu.
Eğer bir gün yolunuz Bodrum’a düşerse, sadece bir kahve içmeye değil… Bu hikâyeye ortak olmaya bekleriz.